Manifesto

Sen bir çağrısın! 
Karanlık gecelerden, yürek burkan
Feryat figan ağıtlarla bezenmiş
Altın Şafak çağrısı..

Makina yağlarından muzdarip,
Parmak uçlarından ve tırnak diplerinden 
Kirleri arındıramayan zavallı çocuğun, 
Gün batımını görünce kederlenen 
Ve ömründe mutluluğun altın çağını görmeyen, 
Derbeder bir babanın arada kan bağı 
Olmaksızın
Yegâne öz çocuğu ve 
İnancısın!

Sen bir umutsun 
Hatırla! 
Geleceğe sahip olacak olan 
Senden başkası değil! 
Bu tükenişler, vazgeçişler 
Senin değil 
Çünkü bir başlangıçsın sen!

Sen bir heyecansın! 
Çivisi çıkmış şu dünyanın
En temiz, en masum, en dirayetli gencisin. 
Hani bir sözün vardı 
En sevdiğim, 
Bir hayalin vardı 
Ki onun içindi yaşama sebebin, 
Bir gün her şey çok güzel olacaktı,
Çocuklar ölmeyecek ve bozulmayacaktı 
Bir tas çorbayı aşk ile harmanlayan
Mutlu aile tabloları.

Sen bir yeminsin! 
Gözler kapanacak kara gecelere, 
Görülecekse güneşli gökyüzü görülecek 
Ve kapatmayacak senin gökyüzünü 
Çaresizlik yüklü 
Kara hüsran bulutları!

Sen bir isyansın! 
Anla bunu 
Yaşanılacakları, yaşanmaz kılan 
Ne varsa 
Hepsine direniş, yeni bir çağın
Kızıl meşale dirilişisin!

Anla artık! 
Senin değil bu gözyaşları 
Ve sana benzemiyor aynada ki 
Solgun yüz. 
Bitti mi o kavga, 
Kaybettik mi savaşı? 
Söyle, 
Kaç yıl daha bekleyecek seni,
Kara musalla taşı?

Vedalar yıpratmış bedenini, 
Cansız kalmış gözlerin
Ve eskisi gibi değil, kırılmış
Haykırışlarla dolu sesin. 
Bitti mi heyecanın, yok mu ettin neşeyi? 
Yine mi istemektesin
Zehir zemberek geceyi?

Sen sevdasın! 
Sen kaybedersen bil ki, 
Biz de seninle beraber kaybettik! 
Ve çaresizliği altın tepside 
Yanımıza yoldaş ettik! 
Ama bir şey var
Bir ses, bir soluk ,bir nefes! 
Dinle! O karanlık gecelerden 
Yalnızlıklardan yükseliyor,
Kalbinde senin sevdanla 
Bir çocuk, 
Seni bekliyor, seni istiyor
Ve koşulsuz inanıyor sana! 
Suçu yok ki
Kızamazsın, bu bekleyişler sana 
Hep sana! 
Şimdi,
Kaybedecek misin?

Kaybetmeyi kabullenmek çoğunlukla rahatlatır insanı. Ne de olsa artık uğruna mücadele verecek bir şey kalmamıştır, ne bir beklenti, ne hayal, ne ideal… Ama her şeye rağmen şu üç günlük dünyanın çivisi çıkmışlığı gelir aklına. Ve ardından üç günlük dünya için 5 günlük (ve hatta çok daha fazla) mücadele verdiğini fark edersin. Buna da ayrı üzülürsün. Üzülürsün ama bu sen de farklı bir transı uyandırır. Sormaya, sorgulamaya başlarsın. ‘Neden ben, nasıl oldu tüm bunlar, her şey nasıl üst üste gelebilir, neden varım, nasıl var oldum, neden var oldum?’ Hayat sen ne zor şeysin…

Ama sevgili dostum şunu bilmeni istiyorum ki, ne zaman bu soruları kendine yöneltirsin işte o zaman doğru yoldasın. Ne zaman ki kendine değer verir, kendini seversin işte o zaman en mantıklı insansın. Ne zaman ki kendini merak edip, sorular sorar ve bunların cevabını yine kendinde bulmaya çalışırsın işte o zaman en huzurlu, bahtiyar insansın.

Umudunu yitirme! Biliyorum saçma geliyor fakat, her şeye rağmen gülmek sana çok yakışıyor. 🙂

-Nereden biliyorsun, diye sormana gerek yok çünkü her insanın gülüşü güzeldir. Çünkü gülmek güzeldir. Sevgiyle kal… 🙂

Ben De Koşsam Doludizgin

Şimdi yazmak ne fayda 
Sana dair, 
Senin için dalmak her uykuya,
Bazı geceler düşünmek sabahı,
Ne fayda 
Sabahın da geceden farkı yoksa.

Şu yağmurlarda doludizgin koşan çocuk 
Paçaları çamur içinde
Ama mutlu,
Verilecek bir hesap var merhametli anneye 
Ama korkmadan, cesurca ve hazır olarak
Ödemeye her bedeli,
Koşuyor, doludizgin
Ve tutuyor mutluluğun ellerinden.

Şimdi ben de koşsam doludizgin,
Sırılsıklam ıslanarak yağmurlarda 
Ve paçalarım çamur içinde,
Korkmadan, cesurca ve hazır olarak
Ödemeye her bedeli,
Koşsam sana,
Ne fayda?

Tutamam mutluluğun ellerinden,
Çünkü, mutluluğun elleri senin ellerindir, 
Gözleri, senin gözlerin. 
Öyleyse uzak,
Mutluluk çok uzak bana!

Şiir yazmaya ilk heveslendiğimde içimde ki heyecanın tarifi olmayan bir duyguya dönüştüğüne şahit oldum. Tabii her yazdığım şiir gibi ilk şiirimde de bir türlü istediğimi ortaya koyamamış eğer bir ressamsam tabloyu yarım bırakmıştım. En azından böyle düşünüyordum.

Ve yazdıklarımın hepsi bir kişiye ithafen olduğu için, eninde sonunda tıkılıp kalıyor, pes ediyor, kuytu köşelere kaçıyordum. Elbette kaçınılmaz son, yazdıklarımı yakıyordum. Ama sonra bir şeyler oldu. Artık yakmıyor yapıyordum, dağıtmıyor topluyordum..

Psikolojik destek, manevi destek, kitaplarla ve şiirlerle olan yeni bir yol keşfetmem, müziğe merak sarmam ve daha pek çok faktörle dolu olan değişim sürecim, itiraf etmeliyim ki tamamen değil fakat büyük ölçüde beni yeniden var etti. Ve şimdi bir psikolog adayıyım. Ne dersin, yeni bir binayı harabenin üstüne mi kurmalı yoksa harabeden uzaklarda, bambaşka bir yerde mi? 🙂

Nasıl Başlayalım?

Bir şeye nasıl başlarsanız öyle gidermiş. İstiyorum ki sanatla, güzel günlerin inancıyla, yaşam sevinciyle, doğruların kavgasıyla başlayalım ve akıp giden ömür böyle gitsin.

Burası benim ütopyam! Fakat benim ütopyamın naçizane bir özelliği var ki herkesin olabilmek için uğraşıyor. Yani sevgili okur, seninle her ne şekilde bir bağ kurarsak kuralım inanıyorum ki bu bağ güzel olacak. Ve sen bu ütopyada kendinden bir şeyler bulabilirsen, ben dünyanın en mutlu insanlarından biri olmuşum demektir.

Uzatmayayım, nasıl başlayalım?

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla